İnsan Sağlığı ve Doğa
Günümüzden
yaklaşık on bin yıl öncelere dayanan insanın yeryüzünde
görünmesinden bu yana, en temel kaygı beslenme, barınma,
üreme ve sayrılıklardan korunma olmuştur. İnsanlığın
gelişimini bile bu başat konularda ki ilerlemesine bakarak
anlayabilmek olasıdır. Bu kaygılar şüphesiz günümüze değin
gelebilmişlerdir ve varlıklarını da sürdürebilmektedirler.
Dünya üzerinde
canlılığın başladığı ilk günlerden itibaren, hastalık
etmenlerinin de görüldüğü, fosiller üzerinde yapılan
araştırmalarla saptanmıştır. Diyalektiğin en temel yasası
olan ‘’Her şey karşıtı ile birlikte var olur’’ gerçeği,
sayrılıklar açısından tüm canlıları olduğu gibi, insanlığı
da sürekli etkilemiş ve hala da etkilemeye devam etmektedir.
Yani sağlık, hastalığın oluşup gelişmesine neden olurken,
hastalıkta sağıltımın gerçekleşmesi için bir takım
oluşumların var olmalarını ve gelişmelerini sağlar. Ve bu
paradoksal olgular sürekli değişerek varlıklarını
sürdürürler.
İlk insanlar bu
hastalık etkenleriyle karşılaşınca, ya organizmalarının
doğal savunma mekanizmaları sayesinde hastalanmamışlar. Yada
hastalık etmenlerinin baskın olduğu durumlarda
hastalanmışlardır. Bu durumda da, acılarını dindirmek,
kendilerini veya çevrelerinde bulunanları iyileştirmek için
de içgüdüleri ile çevrelerindeki doğal unsurlarla( su,
toprak, bitki v.s.) şifa aramaya başlamışlardır.
Böylece binlerce
yıl öncesinde Fitoterapi(Bitkilerle Tedavi)
doğmuş, kuşaktan kuşağa kimi kez yazılı, kimi kez sözlü
olarak aktarılıp birikimini sürdürmüştür. Etkinliğini bugün
bile yadsıyamayacağımız bitkilerle tedavi yöntemleri, yontma
taş devrinden (M.Ö. 50.000 – 7.000 yılları) itibaren giderek
gelişme göstermiş, insanlık bilincinin süzgecinden geçerek
günümüze kadar gelmiştir. Bugün bilimsel temellere
dayandırılan Fitoterapi’ nin doğuşu ve gelişimi, diğer tüm
tedavi yöntemlerinden daha eski ve anonimdir. Onun
gelişiminde insanlığın evrensel usunun açılımı yanı sıra
yüzyılların bilgi birikimi, acı tatlı deneyimleri, yapma,
yaratma, sorgulama cesaretleri, merakları ve kaçışları
vardır. Bunlarda Fitoterapi’ nin değerini bir kat daha
anlamlandırmaktadırlar.
İlerleyen
sayılarda Fitoterapi’ nin gelişimini ve uygulanım alanlarını
çok daha etraflıca açıklayacağımız için, bu yazıda
Fitoterapi yöntemlerine gerek duymaksızın yaşayabilme
sırlarını araştıralım isterseniz. Yolumuz çok uzun, bu
konuda söylenecekler çok fazla. Ama söz konusu insan ve onun
da sağlığı olunca, akan sular duruyor. Ve hep birlikte bir
bilgilenme sürecine giriyoruz. Bilginin paylaşıldıkça
çoğalacağının ve mutluluk vereceğinin bilinciyle, başlıyoruz
bilgilerimizi irdelemeye.
M.Ö. 460 – 377
yılları arasında yaşayan ve tıbbın babası olarak
nitelendirilen Hippokrates, yüzyıllar ötesinden
‘’
YİYECEKLERİNİZ İLAÇLARINIZ, İLAÇLARINIZ YİYECEKLERİNİZ
OLSUN’’
diye
seslenmektedir hepimize. Antik Çağ bilgelerinden olan
Hippokrates, günümüzde daha da iyi anlaşılan bu sözlerini
söylerken ve hayata geçirirken kendi adıyla anılan
‘’Hipokratik Görüş’’ yöntemini de tıbba yerleştirmiştir. Çok
uzun yıllar dünya tıbbında kullanılmış ve hala da
kullanılmakta olan Hipokratik görüş, sanayi devrimiyle
birlikte, karşıtını da geliştirmiş ve ekonomik yaptırımlarla
karşılaşan ve makineleşen üretim, nüfus patlaması ve en
önemlisi de insanın bir meta olarak görülmesi ile tıpta
giderek değerini yitirmeye başlamıştır. Gelişen bu
yöntemlerin kullanıldığı tıp ‘’Modern Tıp’’ olarak
adlandırılmaya başlanınca da, binlerce yıllık bilgi
birikimine sahip olan tıp, ‘’Alternatif Tıp’’ olarak
dillendirilmeye çalışılmıştır. Ancak bunlardan hangisinin
bir diğerine alternatif olduğunu çok iyi sorgulayıp, öyle
karar vermekte duyan, düşünen insanların bir görevi
olmalıdır diye düşünmekteyim.
İnsan ve sağlığı
bağlamında doğa’ nın önemini inceleyeceğimiz yazılarımızda
sık sık Hippokrates ve Hipokratik görüşe yer vereceğiz.
Doğal bilincin olanca dokunulmamışlığı ve kirletilmemişliği
ile öğrencilerine insana dair, hastalıklarına dair ve
tedavisinin Felsefesine dair aktardıklarını tartışacağız.
Yukarıda aktardığımız sözünde ki gerçeğin algılanıp
uygulanmasıyla yeniden sağlığımıza kavuşabilmenin
mutluluğuna varacağız.
İnsanı belirleyen
en önemli özelliği bilgi edinebilmesi ve edindiği bu bilgiyi
gerektiği yerde ve zamanda en iyi şekilde kullanabilmesidir.
Arabamız, evimiz, kullandığımız araç ve gereçlerimiz,
işimiz, hobimiz için edinmeye ve kullanmaya çalıştığımız
bilgiden, neden kendimiz ve sağlığımız için uzak kalalım.
Sağlıklı yaşamak ve yaşlanmak için sağlığımıza değgin
bilgiler edinelim ve bunları kullanalım. Beslenmenin sadece
bir karın doyurma olmaktan öte, sağlığımız için olmazsa
olmazlardan olduğu bilinciyle, yediklerimize olabildiğince
fazla özeni gösterelim. Sağlıklı olabilmenin en önemli
kavşak noktasının bilinçli ve sağlıklı beslenmeden
geçtiğinin gerçeğiyle hareket edelim. Bu kavşak noktasında
ki seçimlerimizin, kendimizin olduğu kadar uzak yakın
çevremizin, giderek toplumumuzun ve dünya insanlığının
sağlığı, mutluluğu ve refahı için ne denli gerekli olduğunu
hiç aklımızdan çıkarmayalım.
‘’Bilgisi
olmayanın fikri de olmaz’’ gerçeğinden yola çıkarak,
sağlığımızın en temel taşı olan, sağlıklı, dengeli ve
yararlı beslenmenin, bilgili beslenme olduğunu hatırlayalım.
Daha hastalanmadan sağlığımızı korumak için beslenelim.
Olası bir hastalık durumunda da iyileşmek için besinlerimizi
ilaç gibi kullanmayı öğrenelim. Bu uğraşlar için
harcayacağınız her dakika, sizin ve sevdiklerinizin sağlıkla
hayatta kalmalarını uzatacağını, olası hastalıklardan
uzaklaştıracağına inanın. İlk zamanlarda karşılaşacağınız
zorlukların ileride birer hobi olarak kazanımlarınız
olacağını ve sizin için hayatı kolaylaştıracağını unutmayın.
Bilgiyle, bilinçle ve akılla yapacağınız dengeli ve sağlıklı
beslenme pratikleriyle aile bütçenizde önemli ölçüde
tasarruflar yaparken, sağlığınıza ve geleceğinize de
yatırımlar yapacağınızı bilin.
Bir dahi ki
yazımıza kadar bu konu başlıkları içinde etrafınıza bir
bakmayı deneyelim. Kendimizi, Doğanın bir parçası olarak
hissettiğimizde, en büyük koruyucumuzun, yardımcımızın ve
destekleyicimizin parçası olduğumuz Doğanın ta kendisi
olduğunu duyumsayalım. Bunun mutluluğu ile yeni bir güne
uyanalım. Sağlığımızın korunması ve geri kazanılması için
Doğaya yönelmenin gerekliliğini kavrayalım. Gelecek
sayılarda bu konuda yazışalım, tartışalım bilgilenelim ama
Hippokrates’ in tarihin derinliklerinden gelen o seslenişini
hiç aklımızdan çıkarmayalım.
‘’
YİYECEKLERİNİZ İLAÇLARINIZ, İLAÇLARINIZ YİYECEKLERİNİZ
OLSUN’’
Sevgi ve
saygılarımla.
Farmakolog Dr. Ahmet Rodopman
KAYNAKÇA :
1-)
BAYTOP, T. :Türkiye’ de Bitkiler ile Tedavi. İstanbul (1984)
2-)
MAKAKLI, B. :Tıbbi Bitkilerimizi Değerlendirelim. İstanbul
1984
3-) PELT,
J.M.:Tıp Dünyasında Bitkiler Devrimi. Görüş, 7:8 (1979)
4-)
RODOPMAN, A. : Fitoterapi Bitki ile Tedavi Nedir?.
Alternatif Tıp. Sayı:1 (1989)
5-)
RODOPMAN, A. :Bitkisel İlaçlara Bakış Açımız. Panzehir.
Sayı:7 (1990)
6-)
RODOPMAN, R.D. :Tıbbi Bitkiler Üzerine. Tıp Kim San
Yayınları. İstanbul 1988
Kaynak: Doğa ve
Sağlık Dergisi-Mart 2005 |